Anka Ekonomi Koordinatörü Erdal Sağlam’ın Kaleminden Haftalık Ekonomi Analizi: Enflasyonla Mücadeleye Seçim Molası Devam Ediyor

ERDAL SAĞLAM

Merkez Bankası bu hafta toplanıyor ama yeni faiz artış kararı beklenmiyor. Halbuki enflasyon beklentilerinin kötüleştiği, TL’ye dönüşün gerektiği kadar gerçekleşemediği gözleniyor. Buna rağmen faiz artışı kararının verilmemesi, “enflasyonla mücadeleye seçim molası”nın devam ettiğini gösteriyor.

Seçim ekonomisinin Ocak’tan itibaren hızlandığını söyleyebiliriz. Örneğin Ocak ayı bütçe açığı geçen yıl aynı aya kıyasla 5 kat fazla gerçekleşti. İlk ayda faiz harcamalarının devasa boyutlara ulaşmasının bu açıkta etkisi oldu. Şubat ve Mart ayı bütçe açıklarının ise yaklaşan seçimler nedeniyle daha da yüksek çıkması beklenebilir. Çünkü seçimler yaklaştığında, çeşitli kesimlere biriken borçların da ödeneceği anlaşılıyor.

Buna rağmen Mayıs seçimleriyle kıyasladığımızda, Mart seçimlerinin ekonomiye etkisinin daha az olduğunu söyleyebiliriz. Seçim öncesi emeklilere verilecek ikramiye miktarının 3 bin TL olarak belirlenmesi, bu kez siyasi otoritenin daha dikkatli davrandığı biçiminde yorumlandı. Tabii ki 3 bin TL’lik ikramiyenin, yılbaşı maaş zamlarında olduğu gibi, ödeme günü yaklaştığında seçmen memnuniyeti açısından artırılması gündeme gelebilir.

Seçim etkisinin asıl olarak para politikalarında görüldüğünü, sıkı para politikasına seçim nedeniyle ara verildiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçtiğimiz hafta açıklanan beklenti anketleri, 2024 yılsonu enflasyon beklentilerinin daha da yükseldiğini ortaya koydu. Bunda beklenenden yüksek çıkan Ocak ayı enflasyonunun etkisi, doğal olarak büyük oldu. Bu nedenle 12 ay sonrası enflasyon beklentileri de, baz etkisi düşünülerek, bir miktar aşağı indi. Ancak 2025 enflasyon hedefinin yüzde 14 olduğunu düşünürsek, yüzde 39’a inen 1 yıl sonraki enflasyon rakam hala hedefin çok üstünde kalıyor.

Bu arada çıkan beklenti anketlerindeki rakamlar da iyimser gözüküyor. Merkez Bankası’nın hedefi 2024 yıl sonu için yüzde 36 ama piyasa beklentisi anketlerde yüzde 43’e çıktı. Piyasa oyuncularıyla görüştüğümüzde ise bu rakamı yüzde 46-47’nin altında tahmin edene rastlamadık. Dolayısıyla anketlerin gösterdiğinden daha yüksek bir piyasa enflasyon beklentisi olduğunu söyleyebiliriz.

GEÇ KALINDIKÇA FATURA BÜYÜYOR

Seçimler nedeniyle Merkez Bankası’nın piyasadaki likiditeyi gerektiği ölçüde çekmediği de bir gerçek. Bu nedenle TL’ye dönüşün göstergesi olan TL mevduatlara yöneliş beklentilerin altında kalıyor. Bu durum bankaların kaynak maliyetlerinin düşmesine neden olurken, özellikle küçük tasarruf sahibi vatandaşlar mağdur ediliyor. Merkez Bankası’nın çeşitli araçlarla mevduat faiz oranlarını artırmaya çalıştığı görülse de bunun yetersiz kaldığı açık. Seçim öncesi Merkez Bankası’nın bankalara bu konuda esnek davrandığı gözleniyor.

Mevduat faizlerinin düşük tutulması bir yandan küçük tasarrufçuyu mağdur ederken, öte yandan ise yine sıkı para politikasına ters biçimde, kredilerin yeniden artmasına neden oldu. Bankalar, önümüzdeki dönemde enflasyonun ve buna bağlı olarak politika ile mevduat faizlerinin düşeceği hesabıyla, yeni bir kredi oyunu kuruyorlar. Özellikle nakit sıkışıklığı olan, KOBİ ve esnaflara uzun vadeli kredi teklif ediyorlar. Bu kredilerin 2-3 yıl vadeyle alınması halinde kredi faiz oranlarını yüzde 46-47’ye çekmiş durumdalar. Kısa vadeli, üç ayda bir faiz ödemeli krediler için de yüzde 52 faiz uyguluyorlar.

Buna karşılık mevduatta ise, küçük tasarruf sahibine ancak yüzde 35-36 TL mevduat faizi ödüyorlar. Yüksek hacimli tasarruflara yüzde 42-43 faiz veriyor, KKM’den dönen TL mevduatlara ise yüzde 62’ye kadar faiz ödüyorlar. Bu ödemeler bileşik ve ortalama hesaplandığında faiz yüksek görünüyor ama özellikle küçük tasarruf sahibi yine enflasyon altında negatif faiz alıyor.

Bu nedenle de dövize talep artmaya devam ediyor. KKM’den çözülen hesapların bir bölümü TL’ye, diğer bölümü döviz hesapların akıyor. Sıkı para politikasının amaçlandığı TL’ye dönüş bu nedenle istenilen ölçüde olmuyor. Bu yüzden de Merkez Bankası döviz rezervlerinde erime devam ediyor. Ocak başından bu yana net döviz rezervlerindeki erimenin 10 milyar doları aştığı görülüyor.

Ekonomi yönetimi mevcut rezervlerle Mart ayı sonuna kadar durumu idare etmeye çalışacak. Rezervlerdeki sıkıntı nedeniyle yılbaşından bu yana kur artışları yüksek oldu. Ancak geçen seçim öncesinde olduğu gibi, bundan sonra seçime kadar kurları neredeyse sabit bir rakamda tutmaya çalışabilirler.

Özet olarak enflasyonla mücadelede gevşek bir dönem yaşıyoruz. Enflasyon beklentileri düşmesi gerekirken artıyor, bu nedenle de politika faizinde artış ihtiyacı hissediliyor. Seçim nedeniyle bu kararın alınamayacağı anlaşılıyor. Halbuki Şubat’ta yapılacak 2,5 puanlık faiz artışının beklentileri olumluya çevirme imkanı varken, seçimden sonra faiz artış ihtiyacının en az 5 puan olacağını söyleyebiliriz.

Geçen yılın ikinci yarısında gördüğümüz gibi; alınan geç kararlar ekonominin ödeyeceği faturayı büyütüyor. Emekli ikramiyesinin 3 bin TL olarak belirlenmesini, giderek artırılan yükün yine dar ve sabit gelirliler ile yoksul kesimlerin üzerine yükleneceğinin bir işareti olarak görebiliriz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx